Giriş

 

 
  Özgeçmiş
  Araştırmalar  
  Dersler  
  Hikmet Hazinesi  
  Azerbaycan

      

   
 

Ömer Hayyam

Hayyam, eskiyi bilir, zamanını görür, yarını düşünür; geçmişin hasretiyle geleceğin özlemini birleştirir.  ...İnsanoğlu, Hayyam'ın rubailerinde, kendisini, kendisinin çeşitli, birbirine zıt hallerini görmüş, şüphesini, ye'sini, aşkını, özlemini duymuş, hıncını almış, gözyaşını silmiş, sevgilisinin yüzünün yumuşaklığını hissetmiş, hayatın boşluğunu kavramış, geleceği özlemiştir; Hayyam'ın rubailerini okuyan Hayyam'laşmıştır...

Abdülbaki Gölpınarlı, Hayyam ve Rubaileri, S. 41

 

Ömer Hayyam Türbesi (Nişabur, Iran)

 

     Dün özledim de seni coştum birden bire; 
     Çıktım senin yerin dedikleri göklere. 
     Bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan: 
     Gafil, dedi; bizde sandığın Tanrı sende! 

 

     Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek
     Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek
     Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün ...
     Zira senin üstünde de otlar bitecek .

 

      Kim Sen`in yasanı çiğnemedi ki, söyle?
      Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?
     Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen Sen,
      Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle?

 

      Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
      Bir öküz de altındaymış yerin.
      Sen asıl iki öküz arasinda
      Tepişmesine bak şu eşeklerin!

 

      Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok,
      Kızıl dudaklar, mis kokulu şarap yok,
      Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok,
      Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok....

 

     İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
     Kimbilir hangi güzeldir hangi sevgili
     Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
     Ya bir şah kafasıdır , ya bir vezir eli!

 

    Bir elimizde mushaf bir elimizde kadeh,
     Kimi helale yönelmedeyiz, kimi harama
     Şu ham olgunlaşmamış kubbenin altında
     Ne mutlak kafiriz biz, ne tam Müslüman

 

     Ben ne camiye yararım ne havraya
     Bir başka Hamur benimki başka maya
     Yoksul, gavur, çirkin orospu gibiyim
     Ne din umurumda, ne cennet ne dünya

 

     Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim
     Ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim
     Cehennem boşuna dert çektiğimiz günler,
     Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim

 

     Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
     Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
     Şu durmadan kurulup dağılan evrende
     Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

 

     Dünya, yıldıramazsın beni ne yapsan
     Ölümden de korkmam, er geç ölür insan
     Ölmemek elimizde değil ki bizim
     İyi yaşamamak, beni tek korkutan.

 

     Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
     Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana
     Bir gününü sevgisiz geçirdinse yazık
     En boş geçen günün, o gündür, inan bana.

 

     İnsan soyu, varlıktaki gizliliğin bilmez.
     Hem aslı nedir, faslı nedir; nicesin bilmez.
     Herkes gücü yettikçe mırıldanıyor amma,
     Cevher nicedir; kimse onun değerin bilmez.

 

     Ey sevgili, dünyada şu pergel gibiyiz
     Baş ayrı, ayaklar yapışık devredeyiz
     Bir dairedir döndüğümüz nokta, bu gün
     Yarın kara toprakta gelir, birleşiriz.

 

     Kafanda bilgiye yaslanma, yapma caka
     Hünerle dolsa başın, sanma kimse baka
     Sözünde durda yücel, rütbelen a gözüm
    Adamlığın birinci şartı bence vefa.